Anasayfa

Rotalar

Fiyatlar

Hakkımızda

İletişim

   
     

FASELİS (PHASELİS)

 

Yeni yapılan Antalya – Finike karayolunun 58. Km.sinde bulunmaktadır. Kemer’e 15 km uzaklıkta olan Faselis antik kentinin yolu tamamen asfalt olup ayrıca buraya deniz yoluyla da ulaşmak mümkündür.

Faselis’in önemi zengin bir tarihi geçmişe sahip olmasıdır. Şehrin M.Ö. 690 yılında Lokios tarafından kurulduğu söylenir. Faselis’in Mopsos tarafından da kurulduğu ileri sürülse de Mopsos M.Ö. 690 yılından daha önce yaşadığı için, bu iddianın doğru olması mümkün görünmemektedir.

Bulunan kaynaklar Faselis’te Rodos’ta kullanılan Dor diyaleğinin konuşulduğunu ortaya koymaktadır. Faselis’in ticaret merkezi olarak iyi bir yerde kurulduğu söylenir. Çünkü Suriye, Filistin ve Yunan devletlerine giden yol Faselis’ten geçerdi.

Sami dilinde Faselis “Yehova Korusun” Yunanca’da ise fasulye ve bir çeşit yelkenliye benzer gemi demektir. Faselis’te ilk para M.Ö. 5.yüzyılda basılıp kullanılmaya başlanmıştır.

M.Ö. 6. Yüzyılın ortalarında Persler Anadolu’yu zaptettiklerinden Faselis’te Perslerin hegomanyasına girer. Ege kıyıları Salamis ve Plauto savaşlarıyla kurtarılmışlarsa da Faselis’i pek etkilememiştir. Şehrin ancak M.Ö. 569 yılında Atinalı bir komutan tarafından kurtarıldığı bilinmektedir.

M.Ö. 333 yılında Faselis’e Büyük İskender gelir. Şehir ünlü komutana altın bir taç armağan eder. Büyük İskender Faselis’ten sonra Perge’ye geçmek ister. Ancak Faselis’te kuzey rüzgarları esmediğinden, karayoluyla Perge’ye geçmeye karar verir. Büyük İskender ve ordusu hazırlandığı sırada birden kuzey rüzgarları esmeğe başlar ve böylece Persler deniz yoluyla giderek Perge’yi almış olurlar.

Büyük İskender’in ölümünden sonra Faselis Mısır firavunlarının egemenliğine geçer. Bu arada İskender’in komutanlarından Antigonus Anadolu’nun batı kıyısını kontrolü altına almak için Likya şehirlerini garnizonuna katmak ister. Ancak İanthos ve Faselis Mısırlıların kontrolü altında kalır. Yine de Faselis şehri üzerinde Mısırlıların hakimiyeti uzun sürmemiştir. Faselis M.Ö. 167 Likya Birliğine dahil olur ve buradan ayrıldıktan sonra Likyalı korsanların istilasına uğrar. Daha sonra M.Ö. 67 yılında Romalıların eline geçer ve tekrar Likya birliğine dahil edilir. Ancak şehir uzun süre bakımsız kaldığından evler harabeye döner ve halk çok fakirleşir. Faselis’in kaderi M.S. 129 yılında Roma İmparatoru Hadrian’ın şehre gelmesiyle değişir. İmparator şerefine güney limanına güzel bir şehir kapısı ve dört köşe bir forum inşa edilir. Böylece şehir eski güzelliğine kavuşur ve hareketli bir dönemin başlamasıyla halkın gelir seviyesi de yükselmiş olur.

Antik dönem uzmanları Faselis’i yüksek ve rüzgarlı bir belde olarak tanımlasalar da, şehir irtifası 20 metreyi geçmez. Ancak şehir arkasındaki dağların birden bire yükselmesi bu imajı vermektedir. Ayrıca bu dağların yüksek yamaçları çok rüzgar aldığından bu tanımlamanın yapılmış olduğu sanılmaktadır.

Üç limandan oluşan Faselis’in doğusundaki limanın kalın duvarları halen çok iyi durumdadır. Ön kısmı kumlar altında kalan batı limanı ise denize girmek için çok uygundur. Faselis’in diğer bir özelliği ise Tahtalı Dağının tepesinde yetiştirilen güllerden elde ettikleri gül yağını kullanmalarıdır.

Faselis’liler ticarette çok zor insanlar olarak bilinirler. Satın almayı çok iyi bilirler, karşılığını ödemeyi ise işkence sayarlardı. Faselis’lilerin parayı bu kadar çok sevmeleri, onların, şehre gelen yabancılara vatandaşlık hakkını 100 drahmi karşılığında sattıklarından anlaşılmaktadır.

Faselis’te bugün toprak üzerinde bulunan kalıntıların büyük bir bölümü Roma döneminden kalmıştır. Bu kalıntılar arasında; liman, kale duvarları, Zeus Mabedi, Kral Antonius Caravella yolu, ayrıca yirmi sıralı tiyatro bulunmaktadır. Yarım adanın boyun kısmını kaplayan cadde muhteşemdir. Güney limanından başlayıp şehir kapısına kadar uzanır. Bu caddenin genişliği ve kısalığı sebebiyle zaman zaman stadyum olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Çünkü tarih Faselis’te iki önemli atletizm karşılaşmasının yapıldığını yazar.

Limanda dikdörtgen agora vardır ve buradaki taşlarda Hadrian için yazılar bulunmakta ise de okunamayacak kadar tahrip olmuşlardır. Agora’nın yanında iki tapınak bulunmaktadır. Bir tanesi Faselis için çok önemli bir tanrı olan “Athena Polias” adına yaptırılmıştır. Diğeri ise Heista ve Hermes içindir.

Bu tapınaklardan Athena için olanında Homer’in  mitolojik kahramanı Akhileus’un bronzdan yapılmış bir mızrağı bulunmaktaydı. Caddenin kenarlarında bina harabeleri, bu harabelerin arasında bir kilise ile piskopos evlerine rastlanmaktadır.

Şehir suyu kuzeydeki su kemerleri ile sağlanırdı. Roma stili inşa edilen su kemeri hala çok iyi bir durumdadır. Şehrin en eski buluntusu ise, su altı araştırması sırasında ele geçen M.Ö. 6. Yüzyıla tarihlenen Kronit tipi bir koku şişesidir.

Faselis en son Selçuklular ile Türklerin egemenliği altına girmiştir.  Yörede sık sık görülen depremler ve özellikle çevrede gelişen liman kentlerinin önem kazanmasıyla insanlar Faselis’i terk etmişlerdir.

Faselis’te çıkan bazı tarihi eserlerin bulunduğu bir de müze mevcuttur.

Ayrıca tarihi zenginliğinin yanı sıra sığ bir koy, orman, dağ ve deniz birleşmesinden oluşan ideal ören ve plaj yeri olan Faselis’i, Orhan Duru, doğası ve tarihçesi bakımından çeşitli alıntılarla, efsanelerle zenginleştirerek şu şekilde anlatır;

Antalya’dan çıkıp Teke Yarım adasının doğu kıyısında duvar gibi göklere yükselen dağların gölgesinde kıyıyı izleyerek güneye doğru denizden 3-4 saat indikten sonra gelinir Faselis kenti kalıntılarının bulunduğu bölgeye. Bir burun üzerinde kurulu eski bir kent. Denizden gelirken toprak kayması yüzünden ortaya çıkmış sarnıçları görebilirsiniz. Buraya karadan da ulaşım var. Antalya’dan batıya deniz kıyısını izleyen asfalt yolla önce Kemer’e eski adıyla Aova yada Ağva’ya gelirsiniz. Burası tatil köyleri Motelleri ve çıplaklarıyla ünlü. Ayrılıp daha güneye inerseniz ve orman yoluna saparsanız, Faselis’te bulursunuz kendinizi. Ama en iyisi denizden tekne ile gelmek ve tüm görüntüyü sindirmek içinize.

Kentin üzerinde kurulduğu burnun güneyi kumsal, geniş bir körfez. Tekirova da deniliyor buraya. Burnun batısında eski kentin küçük limanı neredeyse olduğu gibi duruyor denize inen basamaklarıyla bir havuz gibi. Kuzeyde ise bir liman kalıntısı daha var. Deniz kıyısında kocaman bir lahit. Üzerinde yatan bir kadın kabartması. Başı koparılmış. Kim bilir nerede? Üç limanlı bir kentmiş burası çok eski çağlarda, yıkıma uğramadan önce. Kuzeydeki limandan güneydeki limana yada kumluk bölgeye bir cadde uzanıyor, sağlı sollu sütunlarıyla yer yer kaldırımlarıyla. Bir tepe oluşturan burun üzerinde ise sarnıçlar, yapı kalıntıları, tapınaklar ve bir tiyatro. Tiyatronun ortasına oturduğunuzda deniz arkanızda kalıyor ve karşınızda koskoca heybetli bir dağ yükseliyor. Kutsal sayılırmış bu dağ. Bir başka tapınak kalıntısı. Truva kahramanlarından Akhileos’un kargısı saklıymış burada. Kent kalıntılarının büyük bir bölümü ormanla yada yakınındaki bataklıkla kaplı. Faselis’le başlıyor Likya bölgesi, yani bugünkü Teke yarımadasına verilen ad, yani kaya mezarlıkları ülkesi Faselis. Pamfilya ve Likya arasında kalmış. Ama burası hiçbir dönemde Likya kenti olmamış tam anlamıyla.

Likyalılar ne kadar savaşçı, bölgeleri gibi sert ve çetin kişilerse, Faselis’liler tam tersi tüccar kişiydiler ve kimse inanmazdı verdikleri söze,eski çağlarda. Likya kökenli değildi Faselis kentini kuranlar M.Ö. 800 yıllarında. Belki Fenikelilerdi biraz.

Geleneğe göre kenti Rodos’lular kurdu Lakios önderliğinde. Truva savaşında yenilip Anadolu’ya yayılanlar arasında bulunan ve Perge kentinin kuruluşunda da adı geçen Mospos ismindeki yarı tanrısal kişi gönderdi Lakios’u bölgeye, anası Manto’nun geleceği okuyarak çıkardığı sonuçlardan yararlanarak. Lakios’un gemileri Gelidonya Burnu açıklarında parçalandı bir fırtına sonunda, güçlükle kurtuldu ve karaya çıktı Lakios. Karadan yürüyerek geldi bugün kentin olduğu yere. Kilabros adında bir çoban, bu toprakların yöneticisiydi o zaman, bir yandan sürüsünü yönetirken. Lakios pazarlık etti kentin sonradan kurulacağı yeri satın almak için. O zamanlar para da yok, Manto’nun öngörüşüne dayanarak, toprağı satın almak için arpa ekmeği ve isli balık vermeği öne sürdü Kilabros’a. Kilabros isli balık karşılığı sattı kentin bu gün bulunduğu yeri. Lakios ve birlikte olanlar kurdular böylece kenti. Sonradan Faselisliler uzun süre isli balıklar, tütsü balıkları adadılar her yıl belli zamanda Kilabros’un yüce anısına. Sonra adı çıktı bunun. Faselis adağı deyimi ucuz adak anlamına gelmeye başladı eski çağlarda, halk arasında.

Ama geleneğe dayalı bu öyküden iki sonuç çıkıyordu biraz düşünüldüğünde. Öncelikle buranın ilk kurucusu sayılan Dor’lar yada Rodoslular buraya geldiğinde boş değildi burası. Sonra bu ilk yerlilerden Kilabros’a her yıl “ucuz tarafından da olsa” bir adak verilmesi, onun bir çeşit kutsal kişi sayıldığını gösteriyordu. Ayrıca burası savaşla değil anlaşmayla, pazarlıkla kurulmuştu sonradan gelenlerle yerliler arasında.

Başka bir kaynağa göre kent Mospos tarafından kuruldu. Ama bu yarı tanrısal kişiye yakıştırıyorlardı eski çağlarda,kent halkları, özellikle bu çevrede, kendi kentlerinin kuruculuğunu.

Faselis ticaret yolu üzerinde olduğu için Fenikeliler kullandı burayı. Mısır’da bulunan bir ticaret kentinin yapımına katkıda bulundu Faselisliler. Bir betiğe bakılırsa Faselis adı da eski Fenike dilinde “Tanrı Korusun” anlamına geliyordu. Ama öte yandan eski Grekçe Phaselos nohut demekti ve kimi de Faselis sözcüğü ile bu sözcük arasında ilişki kurarak, aşağı görmek istiyordu kenti.

M.Ö. 6. yüzyılda Pers yönetimine girdi Faselis kenti. Pek sevdiler Persleri. Öyle ki 469 yılında Atinalı general Kimon, Faselis’e bölgeyi Perslerden kurtarmak için geldiğinde hiç hoş karşılamadılar yurttaşlar onu, belki de “go home” diye gösteride bulundular kızgınlıkla. Kimon ise kızarak saldırdı kente elindeki güçleriyle. Bereket araya girenler oldu da kan akıtmaktan kurtuldu kent ve açtı kapılarını Kimon’a. Bundan sonra Atina Yüksek Deniz Örgütüne üye oldu Faselis, ister istemez Efes kadar üyelik ödentisi verdi örgüte her yıl. Bu da kentin önemini arttırdı o çağlarda.

Sonra Persler yeniden döndü geri. Bir ara, öldüğünde, adına dünyanın yedi harikasından biri dikilecek olan Karya kralı Mausolos, Faselis’i almak istedi. Karya prenslerinden Perikles kuşattı kenti ama alamadı. (M.Ö. 380-362). Bunun üzerine bir anlaşma yapıldı Kral Mausolos ile Faselis kenti arasında. Ve bağımsızlığını korudu kent. Bu antlaşmayla ilgili bir yazıt bulundu daha sonra Antalya’da.

M.Ö. 333 yılında, Makedonyalı Büyük İskender çıkageldi, bilinen dünyayı ele geçirme üzere, bu bölgeye de. Faselisliler daha yoldayken bir taç gönderdiler ona ve açtılar kenti. Orada oturdu İskender bir süre. Antalya yakınlarındaki Perge’ye giderken askerlerinin bir bölümünü geçirdi dağlardan, bir bölümünü de deniz kıyısındaki sığlıklardan, kimi zaman göğüslerine kadar denize gömülmüş durumda. Ama İskender ordusunun deniz kıyısından nasıl geçtiği bugün bile düşündürüyor insanı. Çünkü bütün bölgede dağlar dimdik denize iniyor hemen hemen.

İskender öncesi çağlarda, belki de daha sonra, gül yağı üretimi ile ünlüydü Faselis ve bir de Faselus isimli küçük gemilerin yapımıyla... kent paralarının bir yüzünde bir gemi provası var, öbür yüzünde bir gemi kıçı. Belki de yapılan gemileri gösteriyor bunlar.

Bu çağda filozof ve oyun yazarı Theodektes yetişti Faselis’ten (M.Ö. 380-340). Aynı zamanda söylevci olan bu kişi, İsokrates ve Eflatun’un öğrencisi, ve yakın arkadaşı idi İskender’in  öğretmeni büyük filozof Aristoteles’in.. işe yargı yerlerinde kullanılacak söylevler düzenlemekle başladı, sonra ödül kazandı, Karya kraliçesi Artemisia tarafından kral Mausolos’un cenaze töreni için açılan trajedi yarışmasında. Mezar taşında yazılıydı 13 trajedi yarışmasından 8’inde başarı kazandığı.. 50 trajedi yazdı ve 13’ünden parçalar geldi bugüne. Ayrıca bilmece uydurmakla ünlüydü filozof ve oyun yazarı. İşte onun bilmecelerinden ikisi:

<<Soru: Doğduğunda büyük, ömrünün yarısında çok küçük, yok olurken yine büyük olan şey. Nedir?

Cevap: Gölge.

Soru: İki kız kardeş var. Birincisi ikincisini doğurur, ikincisi birincisini. Nedir?

Cevap: Gece ile gündüz.>>

Faselisliler, Theodektes ölünce bir heykelini diktirdiler kente. Bir gece İskender, kent içinde dolaşırken gördü bu heykeli ve kendinin ve yanındakilerin başlarındaki zeytin dallarını sundu heykele saygı olsun diye. Belki de onun öğretmeni Aristoteles’in arkadaşı olduğunu düşünmüştü bunu yaparken.

Pek iyi ünleri yoktu eski çağda Faselislilerin. Paraya düşkünlükleri, tüccar ve iş adamı yönleriyle tanınmışlardı her yerde. Demostenes şöyle yazıyor onlar için: “Onlar borç almada çok açıkgözdürler. Ama hemen unuturlar borçlarını. Ödeme zamanı gelince, bulurlar bir yığın bahane. Ve ödeme yaptıklarında sanki kendi paralarını veriyorlarmış gibi davranırlar.”

Ölünce İskender, komutanları paylaştı imparatorluğu. Mısır Kralı olan 1.Ptolemeos, Faselis’i bağladı kendine bir süre. Sonra Likya birliğine katıldı Faselis istemeye istemeye. Ardından M.Ö. ilk yüz yılda korsanların eline düştü kent, bu bölge kentleri gibi. Zeniketes adında Kilikyalı bir korsan ele geçirdi Faselis ve Olimpos kentlerini, dağlara kurdu kendi yönetim merkezini. Sonra Romalılar temizledi buraları korsanlardan ve korsan başı Zeniketes kendini ve karısını yakarak öldürdü Romalıların bir kuşatmasında.. Romalılar döneminde imparator Hadrianus geldi buraya bir gezisi sırasında, heykelleri dikildi ve bir kapı yapıldı onuruna. Öteki Roma imparatorları, Antonius Pius ve Caracalla için anıtlar dikildi kente.

Giderek önemini yitirmeye başladı kent, niçin bilinmez. Bir Romalı yazar Aelianus, Faselis’e büyük arı sürülerinin saldırdığını ve sonuçta kent halkının buradan kaçtığını belirtti bir betiğinde. Belki de sivri sinekti bunlar. Sonraki gezginler buna bakıp, burada küçük bir arı görseler, korkup bir betikte adı geçen arıları akla getirmişlerdir hep. Büyük sarı arılarmış bunlar. Bu günde burada arılar var sürüler halinde. Bal ve eşek arıları. En iyisi hiç aldırmamak onlara.

Sonra çağını kaptırmış kent anlaşılan ve yüz yıllar, ağaçlar ve çalılıklar büyütmüş kalıntılar üzerinde, 1521’de düzenlediği betiğinde Piri Reis bir haritasını yapmış bu bölgenin. Haritada “Tekirova-yı Harap” diye işaret ediyor Faselis kenti kalıntılarına. Bugün de Tekirova buranın adı. Ancak kalıntılarına haritasında belirttiği bu yere Palyebolu’da denildiğini yazıyordu Türk denizcisi. Cümlesi şöyle: “Palyebolu derler bir harap kale var. Ol kalenin kıble tarafı küçük gemilere yataktır.”