Anasayfa

Rotalar

Fiyatlar

Hakkımızda

İletişim

   
 

 

 
 

BURSA TARİHİ

CAMİLER ve TÜRBELER

 

I .  Bursa Tarihi

 

IIBursa Camileri

2.1  Ulu Camii

2.2. Yeşil Camii

2.3  I. Murat Camii

2.4. Yıldırım Camii

2.5  II. Murat Camii

Orhan Camii

Diğer Camiler

 

III. Bursa Türbeleri

3.1  Yeşil Türbe

3.2  Yıldırım Türbesi

3.3  Orhan Gazi Türbesi

3.4  Osman Gazi Türbesi

3.5  I. Murat Türbesi

3.6  II. Murat Türbesi ve çevresi

 

I. Bursa Tarihi

Bursa’nın eski tarihine dair bilgimiz çok eksiktir. Şehrin bugünkü adı büyük olasılıkla , kendisine ilk çağlarda verilen Prusa isminden türemiştir. Prusa’nın Bitinya kırallarından Prusias zamanında kurulmuş olması muhtemeldir. Hatta bu devirde mevcut diğer Prusa’lardan ayırmak üzere şehir Prusa ad Olypum diye adlandırılmıştır. Şehri kuran hükümdarın, Kresus (Strabon) veya Kurus (Stephen)’a çağdaş (M.Ö. 6.asır ortaları) olduğu nakledilmekte, oysa genç Plinius’a göre, Prusa’nın II. Asır ortalarında Prusias’a iltica eden Annibal’in teşebbüsü ile kurulduğu rivayet olunmaktadır. Bununla beraber, Bitinya hükümdarları tarafından, şimdiki hisar yerinde kurulmuş olan şehrin, daha evvelden mevcut bir mevkide yeleşik olması da muhtemeldir. Bursa, Lucullus’un Mitridat’ı mağlup etmesinden sonra, Romalılar eline geçerek, ilk önce Nicomedia’ya bağlanmış ve imparator Trajanus zamanında, genç Plinius Bursa’ya vali olmuş ve şehri bir çok yapıyla donatmıştır. Plinius’un hükümdar ile yeni bir hamam inşasına dair münakaşalarında sıcak sulardan bahsedilmediğine ve Çekirge’deki kaplıcalar ancak daha sonra Bizans eserlerinde yer aldığına göre, bunların meydana çıkması veya hiç olmazsa rağbet görmesi, asırlarca sonraya kalmış demektir. Bizanslıların Pythia olarak adlandırdıkları Çekirge’deki kaplıcalar İstanbul’dan ve daha başka yerlerden gelenler tarafından ziyaret edilirdi. Justinianus burada bir hamam ve saray yaptırmıştı. Bursa’da Türklerin yerleşmesinden önceki devre ait eserler bugün hemen hemen yok gibidir. Buna sebep olarak Bursa’nın o devirde Nikaia (İznik) ve Kyzikos (Edincik) gibi iki önemli merkezin gölgesinde kalması ile orta çağdan itibaren ve bilhassa Türk hakimiyetinden sonra, Bursa büyürken, eski binalara ait malzemenin yeni inşaatlar için geniş ölçüde kullanılmış olması gösterilebilir.

 

Emevi halifeleri zamanında İstanbul’u zapta gelen İslam ordularının Marmara havzasını işgal ettiğinden bahseden Bizans kaynakları, Bursa’nın onların eline geçtiğine dair bir şey söylemedikleri gibi, yine onların İznik ve Bergama gibi batı Anadolu şehirlerine saldırılarını kaydeden bu kaynaklar Bursa üzerine herhangi bir saldırıdan bahsetmezler. Anadolu’nun fatihi Sultan Süleyman Şah’ın 1080’de İznik’i alarak devlet merkezi yapmasının ardından, Kyzikos da dahil olmak üzere bütün Marmara havzasını zaptettiği esnada, Bursa’yı da fethetmişti. 1097’de İznik’in tekrar Bizans’ın eline geçmesinden sonra Bursa’nın da Bizanslılara geçip geçmediği hakkında Bizans kaynaklarında hiçbir malumat yoktur. Fakat 1107’de  Sultan Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra, şehzadeleri arasında çıkan mücadeleler esnasında, bu şehrin Türklerin elinden çıktığı kesindir. Sultan Şehnişah saltanatı zamanında 1113 senesinde Mengürük, Gündoğmuş, Mehmet ve Oğrat idaresindeki Türk kuvvetleri, Bursa da dahil olmak üzere Maramra’nın bütün güney sahilini tekrar ele geçirmişlerdir. Fakat imparator Aleksis Komnenos şahsen Anadolu’ya geçmiş ve Uludağ etrafında yapılan bir çok savaşta, Bizans emirlerini bozguna uğratmış olan Türk emirleri ile savaşa girişerek Bursa’yı ve diğer şehirleri geri almayı başarmıştır. Bu tarihlerden itibaren Bizans imparatorluğu elinde bulunan Batı Anadolu bölgelerinin Orta Anadolu’dan gelen Türk akıncılarının XIV. Asır başına kadar devamlı istila ve akınlara maruz kaldığını gördüğümüz halde, Bursa’nın herhangi bir saldırıya maruz kaldığına dair Bizans kaynaklarında hiçbir kayda rastlamıyoruz. Bizans kaynakları Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’in 1302 tarihlerine doğru , İznik ve Bursa civarlarında görünüp bu havalide yerleştiğinden ve iki şehir uzaktan saldırılarda bulunduğundan bahseder.

Eski Osmanlı kaynaklarında Osman Bey'in Bursa yakınlarında şehrin alınmasını kolaylaştırmak için iki kale yaptırdığı, fetih çalışmalarının 10 yılı bulduğunu ve son zamanlarında çalışmaları Orhan Bey'in devraldığını görebiliyoruz. Orhan Bey'in uzun kuşatmasının sonucunda Bursa şehrinin yardımsızlıktan dolayı aç ve perişan bir hale geldiği, Orhan Bey'in Köse Mihal'i göndererek Bursa tekfurunu teslim olamaya davet ettiği ve tekfurun bazı şartlar karşılığında şehri 726'da (1326) Türklere teslim ettiği anlatılmakatadır. Bursa'yı aldıktan sonra yerlilere adalet ve merhametle davranan Orhan Bey, Bursa'nın fethinden daha önce vefat ederek Söğüt'te gömülmüş olan babası Osman Bey'in vasiyetini yerine getirip bir müddet sonra onun lahtini Bursa'ya naklettirmiş ve hisarda camiye çevrilen Aya Elia manastırı içinde yaptırmış olduğu türbeye defnettirmişti. Bizans İmparatorluğu zamanında pek önemli olmayan aşağı yukarı kale içinde münhasır kalıp kale haricinde dış mahalleleri pek az yer tutan Bursa, Türklerin fethinden sonra önem kazanmış, Bizans devrinde Marmara havzasının en büyük şehri olan İznik'in yerini almış ve kendinden bir kaç sene önce fethedilen bu şehir, artık bundan sonra Bursa'nın yanında sönük bir hale düşmüştür. Bursa'nın fethini takiben yeniden kurulurcasına büyütülen şehre, her taraftan ahali nakledilmiş ve kale içindeki saraylarında yerleşen Osmanlı hükümdarları zamanında yavaş yavaş bu günkü büyük Bursa meydana gelmiştir. Orhan Bey kale içindeki manastırı camiye çevirdikten sonra ayrıca iki mescid daha yaptırmıştır. Orhan Bey'den sonra gelen hükümdarlar zamanında  daha ziyade büyüyen ve bu hükümdarlar ile bu devirdeki ümera ve ulemanın hayır eserleri ile süslenen Bursa XIV. asrın sonunda Anadolu'nun her bakımdan en büyük şehirlerinden biri ve bu kıtanın her tarafından gelen alimlerin ve şehylerin yerleştiği yer olmuş ve kültür kıymeti bakımından Konya, Kayseri ve Diyarbakır şehirleri ile boy ölçüşebilecek hale gelmiştir. Bütün batı Anadolu türkmenleri tarafından benimsenen ve onların reisleri olan muhtelif beyler tarafından Ege adalarına ve Rumeli'ye akın şeklinde başlayan gaza hamlesi, XIV. asrın yarısından İstanbul'un fethine kadar, Bursa'da şekillenmiştir. Bursa şehri Konya ve Kayseri gibi fakihlerin nüfuz ve tesiri altında kalan bir şehir olamaktan ziyade, mutassavvıfların nufuzu altında kalan bir belde olmuştur. Bu suretle gayet ayrıcalıklı olan Bursa, nihayet bütün Anadolu'ya hakim olmak iddia ve mücadelesinde bulunan Konya ve Sivas şehirlerine rakip olacak hale gelip, bir müddet sonra her ikisini de kendi idaresi altına almaya muvaffak olmuş ve hemen hemen bütün Anadolu ’nun merkezi olmaya hazırlanmıştır. Sultan I. Murat Bursa hisarındaki cami ile Çekirge’ deki camiyi yaptırmış, imaret, medrese ve han inşaa ettirerek, şehri imar ettiği gibi, Yıldırım Bayezid de 12 direkli ve 20 kubbeli Ulu Camii ile medrese, han, hamam, darüşşifa ve bir de zaviye inşaa ettirmiştir.

Yıldırım Bayezid zamanında bütün Rumeli'yi fetheden mücahit ümeranın, Anadolu’nun ve diğer İslam ülkelerinin her tarafından gelen büyük alimlerin ve şeyhlerin karargahı halini alan ve I. Murat zamanına nazaran, daha mamur ve büyük bir şehir olan Bursa, 1402’de Ankara savaşının ardından, akına çıkan Timur kuvvetleri tarafından yağma edildikten sonra, ateşe verilmiş ve iç kale ile Yıldırım Bayezid’in hazineleri zaptedilmiştir. İlk osmanlı padişahları zamanına ait resmi vesikalar ile o devirde telif edilen eserlerin büyük bir kısmı bu sırada zayi olmuştur.

Bu olaydan sonra yeniden inşa edilen Bursa, fetret devrinde Yıldırım Bayezid’in oğulları arasındaki mücadeleler sırasında İsa, Mehmed ve Süleyman Çelebi’lein ve nihayet Mehmet Çelebi’ nin eline geçerek, onun devlet merkezi olmuştur. Yıldırım Bayezid’den sonraki Osmanlı hükümdarlarının Bursa’yı yine payitayt saymakla beraber, daimi ordu karargahlarını Edirne’de kurmaları bu şehrin maddi ve manevi önemini az-çok azaltmış ve Bursa'nın eşrafı ile ulemasının bir kısmının bu yeni rakip merkeze gitmesine sebep olmuştur. Buna rağmen şehir, bütün Osmanlı ülkesinde ve  Anadolu’ da her bakımdan yine birinci planda bir belde olarak kalmıştır. Sultan I. Mehmet bu şehirde Yeşil Camii ve türbesini, meşhur medrese ile imaretini yaptırarak, şehrin imarına katkıda bulunmuştur. Sultan II. Murat  zamanında, 1432 senesinde, Bursa'ya gelmiş olan Bertrandon de la Brocquiere şehri uzun uzadıya tasvir eder. Kamussat Paşa adlı birinin Bursa muhafızı olduğunu bildiren bu seyyah, Bursa'nın Türk şehirlerinin en büyüğü olup, güzel binalarla ve bilhassa imaretler ile süslenmiş olduğunu, bunlardan dördünde her gün fukaraya yemek dağıtıldığını, şehrin nihayetinde yüksek bir mevkide olan geniş kalesinin içinde 1000 ev mevcut ve padişah sarayının da orada olduğunu söyledikten sonra, Bursa'nın çarşılarının tarifinine geçerek, bunların birinde her cins ipekli kumaşların, kıymetli taşların ve incilerin ucuz fiyatlarla satıldığını, her cins ticaret eşyası bulunduğunu ve diğer birinde de hıristiyan eserlerin satılmakta olduğunu, çarşılarda venedikliler ile cenevizlilerin ve diğer batılı hristiyanların da ticaret ettiklerini söyler.

İstanbul'un fethi ve saltanat merkezinin oraya nakli üzerine, Bursa ahalisinin bir kısmı, bilhassa ulema ve ümerası, yeni payitahta göç ettiler. Bu yüzden Bursa’ nın siyasi olarak hiç bir önemi kalmadığı gibi, kültür merkezi olmak bakımından da değeri azaldı. II. Bayezid’ in ilk cülusu sırasında kardeşi Cem Sultan Bursa’ya girmiş ve 18 gün kadar padişahlık ederek, adına para bastırmış ise de, daha sonra Bursa’ dan ayrılmaya mecbur kalmıştır. Avrupa’ da ölen Cem’ in naaşı daha sonra Bursa’ ya getirilmiş ve Muradiye türbesine gömülmüştür.

Sultan I.Ahmet zamanında Bursa Kalenderoğlu’ nun başında bulunduğu Celalilerin istilası tehlikesine maruz kalmıştı. Celaliler Bursa civarına yağma ve şehirde yangınlar çıkarmışlarsa da tutunamayarak çekilmişlerdir. Keza sultan IV. Mehmet zamanında Abaza Hasan Paşa gailesinde Bursa epeyce tehlikeye maruz kalmıştır. 1271 (1855) de meydana gelen büyük depremden Bursa çok etkilenmiş, Ulu Cami, Yıldırım, Şehadet ve Emir Buhari camileri ile bir çok türbeler, hanlar ve hamamlar ve uzunçarşı zarar görmüş, Yeşil Camii'de çatlaklar meydana gelmiştir. Bu binaların çoğu sonradan tamir edilmiştir. Payitahtın İstanbul'a naklinden sonra Kütahya'da oturan Anadolu beylerbeyliğine tabi bir sancak beyliği halinde idare edilen Bursa 1257 (1841) 'den itibaren vilayet merkezi olmuş ve devlet görevlilerinin en güzideleri buraya vali olarak gönderilmiştir. Cevdet, Hamdi, Saffet, Hüseyin Avni ve Ahmet Vefik Paşa'lar bunların en meşhurlarıdır. Bunlarda Ahmet Vefik Paşa, ilk defa olarak, Bursa'da bir tiyatro inşaa ettirmiş ve burada oynanamak üzere, kendisi piyesler tercüme ve adapte etmiştir.

XVII. asırdan itibaren osmanlı padişahları arasında Sultan I.Ahmet, IV. Murat, IV. Mehmet, Abdülaziz ve V.Mehmet'ten başka, Bursa'ya merasimle seyahat ve eski padişahlar türbesini ziyaret eden kimse görmüyoruz.

1919 senesine kadar İstanbul’ dan gönderilen valiler tarafından idare edilen Bursa, o senenin Mart ayında yunanların İzmir’i işgali üzerine, bütün batı Anadolu’ da yer yer oluşan Kuvayı Milliye hareketinde faal bir rol oynamış ve görünürde İstanbul’ a bağlı kalmakla beraber, Kuvayı Milliye’ ye ve sonradan Ankara’ da Büyük Millet Meclisi’ ne bağlanmıştır. Yunan kuvvetleri 9 Temmuz 1920’ de Bursa’ yı işgal etmişlerdir (Bu işgal T.B.M.M.'de şiddetli münakaşa ve teessürli mücip olarak, verilen bir karar ile. şehrin istiradına kadar kaldırılmamak üzere, riyaset kürsüsüne siyah bir örtü konulmuş ve bu örtü 13 Eylül 1922'de kaldırılmıştır.) 2 sene 2 ay ve 2 gün süren ve orhan Bey'in fethinden beri -Timur orularının bir kaç aylık işgali müstesna- hiç bir düşman istilası görmeyen Bursa, bu müddet zarfında en acı günlerini yaşamış, görünüşte İstanbul hükümeti tarafından gönderilen memurlar ama hakikatte, Yunan işgal kuvvetleri tarafından idare edilmiştir.   Büyük Millet Meclisi hükümetinin orduları 12 Eylül 1922’de  Bursa'ya girmiştir.

 

Bir kaç asır payitahtlık yapan ve uzun zamanlar bütün Anadolu'nun birinci derecede kültür merkezlerinden biri bulunan Bursa, Kara Timur Taş Bey ailesi olmak üzere, Osmanlı devletinin en mühim eşraf ve ayanına merkez olmuştur. Kara Timur Taş oğulları, Umur, Ali ve Oruç Bey'ler ile diğer Timur Taş, Hacı İvaz, Hamza Beyzade Mustafa, Cezeri Kasım ve Fenarizade Ahmet Paşa'lar bu şehirden yetişen ve ön safta gelen devlet adamlarıdır. Şemseddin Mehmet al Fenari ile oğulları, Abdurrahman Bistami, Kadızade Rumi, Molla husrev, Molla hayali, Hocazade, Molla yeğan, Molla Zeyrek, Abdüllatif Mukaddesi, Şeyhzade, Hızır Şah, Eşrefoğlu, Lamii ve Uftade başta olmak üzere, Busalı olan veya bu şehirde tevattun eden büyük alim, mutasavvıf ve tarikat şeyhlerine merkez olan bu belde, Mısri, Süleyman Çelebi, Ahmet Dai, Ahmet Paşa ve Belig ile Niyazi gibi belli başlı sairleri, Taceddin, Ömer Sifai başta gelmek üzere, bir çok hekimler ile, riyaziyeci Cenani’ yi, bir çok alim ve hattatları yetiştirmiştir. Tezkire-i Şu'ara sahibi Kınalızade Hasan Çelebi de Bursa'da tevattun ve vefat ettiği gibi, Kara Çelebizade Abdülaziz efendi de sürgün olarak bulunduğu bu şehirde ölmüştür.

XIV. asır arap müellifleri, İbn Batuta müstesna olmak üzere, yalnız Bursa'nın ismini zikrederek, şehrin tarif ve tavsifine dair bir şey yazmamışlardır. XV. asrın başında Abu'l-Abbas al-Kalkaşandi, Bursa'nın tuğla ve taştan yapılmış olduğunu, sakflırının ahşap olduğunu ve çoğunun kubbeli bulunduğunu, mescidleri, çarşıları ve hamamları ihtiva ettiğini, bazı hamamlarının yerden çıkan sıcak kaynaklardan ileri geldiğini ve şehrin büyük bir sur ile çevrili olduğunu söyledikten sonra, bu şehrin ortasında sarp ve müstahkem bir kalesi bulunduğunu, hükümdarının orada oturduğunu ve burada müteaddit büyük saraylar ile cami ve 3 hamam mevcut olduğunu zikreder. Ayni ise Bursa'nın bir tüccar merkezi bir şehir olup, sof, keten ve ipek kumaşların burada dokunduğunu, bir çok medreseleri ve zaviyeleri muhtevi bulunan bu beldenin ehl-i ilim mecmaı olduğunu söyler. Evliya Çelebi (Seyahatname, II, 4-54), bu şehir hakkında uzun uzadıya tasvirler ve tavsilerde bulunmuştur. Batılı seyyahlar içinde XVI. asyrda Fransız Belon (1548), Alman Gerlach (1576) ve İngiliz Newbridge (1582) Bursa'yı ziyaret ve tasvir etmişlerdir. Bunlar arsından Belon Bursa'nın dünyada en harikulade bir mevkiye sahip bir şehir olduğunu, Lyon'dan daha büyük bir sahaya yayıldığını ve İstanbul kadar servet ve nüfusu olduğunu söyledikten sonra surun kapısında gördüğü bir kılıcı Şarlman'ın meşhur kumandanı Roland'ın efsanevi kılıcı zannetmek safdilliliğinde bulunuyor ve türklerin onu kendilerinden sandıklarını da ilave ediyor.

XIX. asır içinde gelen seyyahlar, öncekiler gibi, Bursa'yı yalnız yasvir ve tavsif etmekle kalmamışlar, aynı zamanda bilhassa tarih ve arkeoloji bakımından araştırmalar yapmışlardır. J. von Hammer 1803-1808 seneleri arasında Bursa'ya gitmiş ve bu şehir ve havalisi hakkında 1818'de Budapeşte'de basılan ingilizce’ye ve Relation d'une excursion de Constantinople a Brousse, au mont Olympe, a Nicee et a Nicomedie adı ile fransızcaya çevrilen önemli bir eser yazmıştır. 1843'de Charles Texier bu şehre gelmiş ve yazdığı eserlerde Bursa'nın eski tarihini ve arkeolojisini iyice tetkik ve tarif eylemiştir. Onun dilimize de çevrilen Asie Mineure (I. 209-243türk.trc.Ali Suad, Küçük Asya, İstanbul, 1339) adlı eserinde bu şehir hakkında uzun uzadıya malumat verilmiştir. Bundan iki sene sonra 1836'da Bursa'ya gelen Hamilton, bu şehri incelemiştir. Bursa zamanımıza kadar bir çok alimler ve ilim cemiyetleri tarafından tarih, arkeoloji ve güzel sanatlar bakımından önemli incelemelere konu olmuştur.

 

II. Bursa Camileri

Birbirinden değerli ve güzel birçok yapıyla süslenmiş olan Bursa Osmanlı sanatının başlangıç devrine ait inşa sanatı bakımndan büyük öneme sahiptir. Genel olarak ele alındığında Bursa'daki camilerin iki tipte karşımıza çıktığını görüyoruz:

a. Eskiden beri ayaklara dayandırılmış ve üstü çatı ile örtülmüş olan binalar birinci gruba girerler.

Cami harici bir duvarla avlunun etrafını çevreleyen revaklı sahadan ayrılmıştır. Bu suretle iki kısma ayrılan camide revaklı kısım eski önemini kaybetmiş ve bir müddet sonra tamamen ortadan kalkmıştır. Aynı zamanda cami içinde de bazı değişikliklerin ortaya çıktığı görülüyor. O zamana kadar çatı ile örtülmüş olan bu kısmın üstü kubbeler ile kapatılmış ve böylece mabedler de abidevi bir hacim kazanmaya başlamıştır. Bu tip yani ayaklar üzerine dayanan kubbeler ile örtülmüş olan cami tiplerine Ani, Van, Manisa, Bursa, Edirne, Filibe, Sofya (şimdiki milli müze) ve İstanbul (Zincirlikuyu)' da rastlamaktayız. Bursa şehrinde bu plan tipinin en görkemli örneğini Ulu Cami'de görmekteyiz.

b. İkinci mimari tipi Busa'da örneklerini çok bulunan selatin camilerinde karşımıza çıkmaktadır. Esas itibarıyla kıble mihveri üzerinde sıralanmış iki kubbenin örtttüğü cami harimi ile, bu kısımların iki yanında daha ufak kubbelerle örtülmüş kare 2 odadan ibarettir. Böylece camilerin planları ters T şekline benzetilebilir. Genellikle iki tarafa ilave edilen odalar, duvarlar ile ayrı ve ancak dar geçitler ile cami harimlerine bağlanmış olduklarından, planın bu görünüşüne tesir etmezler. Bu plan tipininin belki de en güzel örneklerini Bursa şehrinde I. Murat Camii (Hüdavendigar), Yıldırım Camii, Yeşil Camii ve II. Murat Camii planlarında görmekteyiz.

Verdiğimiz a priori genel bilgiden sonra şimdi tek tek Osmanlı erken mimarisinin en güzel örmeklerinin verildiği güzel Bursa şehrimizin cami ve türbelerini tek tek tanıyalım.

 

2.1. Ulu Camii

Cami Yıldırım Bayezid tarafından, cami, hamam (şengül hamamı) ve helalardan oluşan külliye şeklinde yaptırılmıştır. Busa'daki camilerin en büyüğü olan bu yapının inşaası 1395 tarihlerinde başlayıp, oğlu I. Mehmet zamanında tamamlanmıştır. 1549'da müezzin mahfili ilave edilmiştir. Mahfilin yaslandığı ayak üzerinde güney cephede o dönemden kalma kalem işi ile yapılmış mihrabiye motifi yer alır. Mimarının Ali Neccar olduğu söylenir. Cami Timur zamanında onun emiri Şeyh Amir Bedrettin tarafından saman doldurulmak suretiyle ve Karamanoğlu Mehmet Bey'in 31 günlük şehri istilası sırasında yakılmıştır. Minare 1889 yangınında yanmış, daha sonra külahları kagir şekle sokularak tamir edilmiştir. Minberi kündekari tekniği ile yapılmıştır. Ustası manisa Ulu Camii minberini de yapan Antepli Mehmet bin Abdülaziz el Dikki ustadır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlı üç sıra dört ayağın parçaladığı yirmi kare birimden oluşur. Bunların şadırvan üzerinde kalan biri hariç herbirinin üzereri kubbe ile örtülmüştür. Geniş mekanlı caminin mihrap eksenindeki kuzey kapıdan başka doğu ve batı yan kapıları vardır. Doğu ve batı kapıları ile mihrap ekseninin kesiştiği noktada üzeri açık çokgen bir havuz bulunur. Avlusu olmayan caminin kuzeybatı köşede çift yollu orijinal minaresi ile kuzeydoğu köşede, 1420'de Çelebi Mehmet tarafından yaptırılan ikinci bir minaresi daha vardır. Cami büyüklüğü ile şehrin ulu  niteliğini kazanmış ve şehir merkezi ile ticaret merkezi bunun etrafında gelişmiştir.

Bursa'nın merkezi olan, cemaati en bol, itibarı en yüksek ve en büyük camisi budur. Merkez oluşu sahasının genişliğinden değil, Orhan Gazi'nin büyük bir isabetle merkez olarak seçtiği bölge içinde bulunnuyor olmasındandır. Ondan altmış sene önce yapılan Orhan Camii, medresesi, misafirhanesi, hamamı, mektebi, hanı yapılmala o günlerin yani Osmanlı Devletinin doğum senelerinin çapında bir cami idi. Orhan Gazi’nin devletin bu kadar kısa zamanda alacağı büyük gelişmeyi tahmin edememiş olması doğal karşılanmalıdır. Cami bu gelişmeye oranla artık küçük geliyordu ve kurulan merkez geniş bir mabed gerektiriyordu. Bunu gerçekleştiren torunu Yıldırım Bayezid oldu.

Şemseddin Ulusoy, Medar-ı Şemi ismindeki yazma Bursa Camileri eserinde, bir kalenin fethindeki güçlük aşılınca Yıldırım'ın kalenin alınması için adadığı yirmi caminin inşaası için Bursa’ ya geldiğini, orada kendisine bu adağın yirmi kubbeli bir cami inşaası ile eda olunacağı bildirilince hemen inşaayı başlattığını, tam ortada bir kadın evini satmamakta ısrar edince, zorla alındığını, ancak sahibinin rızası olmadan alınan bir yerde namaz kılınmaması amacıyla yerine şadırvan yapıldığını yazar.

Evliya Çelebi binayı Yıldırım Han'ın yaptırdığını ayakların her birinde yerden bir insan boyu yüksekliğine kadar ulaşan, onların üstelrinde elifleri 3 arşın uzunluğunda, Esma-i Hüsna yazılı olduğunu ve yirminci kubbenin açık olup balık ağı gibi örülü pirinç telle kapatıldığını  bildirmekte ve daha sonra caminin halılarını methetmektedir. Gece gündüz cemaatin eksik olmadığını ve yetmiş yerde  ders verildiğini, üç kapısı bulunduğunu ve batı minaresinde bir şadırvan yalağı bulunup fıskiye teşkil ettiğini bildirmektedir. Devamında kıble kapısında bir taşra sofrasının olduğunu haber vermekte ve camiye Bursa şehrinin Ayasofyası demektedir. Çelebi'nin bu tarifi tamamen bilinen ve zamanımıza kadar devam eden hale uygundur. Pencereden değiştirerek açılan hünkar mahfili kapısının o devirde bulunmadığı da anlaşılıyor.

Her şeyden önce binanın geniş ve ferah bir arsaya yapılmadığı göze çarpmaktadır. Bursa'nın en büüyük camisinin şehrin merkezi olup asırlarca da öyle kalan bu Aşağı Hisar mahallesine yapılması aslında kaçınılmaz bir mecburiyet idi. Cami oldukça kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayağa dayanan 20 kubbe ile örtülüdür. Dışlarıyla beraber ayakları Şehadet Camii'ndekilerden küçük, Felibe Camii'ninkilere eşit, Bergama'dakilerden büyüktür. Bina Hüdavendigar ve Yıldırım devilerinde yapılan ayaklara dayanan çok kubbeli, beşinci camiyi teşkil eder.

Caminin ön ve arka ölçüleri sabit olduğu halde, her bir gözün genişliği, kıble ve mihrab duvarları arasında eşit değildir. Doğudaki birinci ve ikinci dizi mihrab tarafında geniş, aşağıda dar, orta mihver ve yanındaki üsste dar, altta geniş, batıdaki beşindi dizide ise üstte geniş, altta dardır. Bu farklar sırasıyla 20,12,34,26 ve 10 sm. dir. Görülüyor ki böyle bir kaç sıra kubbe ile yapılan binalarda orta mihverin diğerlerinden bariz derecede farklı yapılması usülü bu binada tatbik edilmemiştir. Mihverde görülen farklar binanın boyutlarına göre hiç denecek ölçüdedir ve mutlaka inşaat hatası veya ihmalden doğmuştur ki örnekleri dünyadaki her tarihi binada görmek mümkündür.

Kubbeler kemer ve duvarlara pendantif oturur. Bunların üç tanesi dışında hepsi düzdür. Yalnız mihrap üstündeki pandantifte mevlevi sikkesine benzer, alt ucu sarkmalı bir çökertme, şadırvan üstünde, Demirtaş Camii’ndeki motiflerin aşağıya çevrilmiş şeklinde üçer srakma, kuzeybetı köşesinde, kısmen pandantifi de aşan kürevi köşelikler eklenmiştir.

Caminin bugünkü mihrabı sekiz sıra istalaktitli, köşeleri kum saatli, zengin bir eserdir. Bu mihrap 979 senesinde üç bin akçeye 5 ay içinde ortaya çıkmıştır. Belki etraf silmeleri de o zamandandır ama istalaktit ve kum saatleri caminin ilk yapısındandır. Bünye itibarıyla XIV. asrın biraz sert tutumu göze çarpıyor. Son şekliyle yazılar tezyinat boya yaldız ve tamamen XX. asır işidir. Mihrab hücresinin solunda tamirin Mehmet usta tarafından 1322 (1904) yılında yapıldığı yazılıdır.

Minber oymalı ve kabartmalı, şekilli yan korkulukları, kabartma yıldız, çivi başları, güllerle süslü yanlıkları, zengin, taçlı kapısı ile eşine az rastlanılır fevkalade bir sanat ürünüdür. İki yan birbirinden farklıdır. Minberin doğu yüzünde iri çivi başları, batı yüzünde bunların yerinde düz güller işlenmiştir. Minberdeki yazı caminin tarihini, hiç değilse bitiş senesini bildirmektedir. 100*40 sm ebadındaki kitabe kapının üzerinde yer alır. Minber maalesef çok boyanmış olduğundan kabartmalar yer yer düzlenmiş bir hale gelmiştir. Aşağı kısım sağlam ise de külah oldukça haraptır ve kısmen dağılmıştır.

Binanın harici büyük bir kuvvet ve selabet manzarası gösterir. Bütün bina muntazam ve ahenkli kesme kofteki taşı ile kaplanmıştır. Bir cephesi 69 m diğeri 55 m  olan bu büyük binayı sade görünüşünden kurtarmak için cepheler, plastrlar ve sağır sivri kemerlerle bölünerek gölge ve hareket temin edilmiş, bunların ortasına ikişer pencere yerleştirilmiştir. Boşluk ve dolulukların oranı mükemmeldir. Yan kapılar birer kuvvetli düğüm noktası halindedir. Kapılar özengi seviyeleri aşağılı yukarılı iki adet çift merkezli tahlif kemeri altında, tam Osmanlı basık kemeri ile yapılmıştır ve etrafında geniş bir çerçeve vardır.

 

2.2. Yeşil Camii

Ters T tipi camilerin kronolojik sıraya göre üçüncüsü yeşil Camii'dir. Külliye şeklinde yapılmıştır. Külliye cami, medrese, türbe, hamam ve imaretten oluşur. İmaret bugün yok olmuştur.Cami 1419-1424 tarihleri arasında bitirilmiştir. Mimarı vezir Tokat Kozova'lı Hacı İvaz'dır. Yapı plan şeması tarafından Yıldırım bayezid zaviyesine benzer. Yalnız son cemaat yerinin tamamlanamaması ve süslemelerinin yoğunluğu bakımından Yıldırım Bayezid zaviyesinden ayrılır. Yapıda taş, sırlı tuğla, ahşap, demir ve çini süslemeleri itinalı bir işçilikle kullanılmıştır. Mihrabı, hünkar ve müezzin mahfili çinileri çok kaliteli bir işçilik gösterir. Hünkar mahfilinin çini nakışlarını Nakkaş Ali 1424'de bitirmiştir. Müezzin mahfilinin içinde çini üzerine Farsça olarak "dağlar devrile, gökler çatlasa iki çihanda bu abidenin misli meydana getirilemez" yazılıdır. çini ustası Mecnun Mehmet, nakkaş İlyas Ali oğlu Ali ile diğer ustaları Tebriz'lidir.

Yeşil Camii kanatlı camiler zümresine mensuptur. Kanatlarının cenahları orta kütle yüksekliğine kadar erişen üç camiden biridir. (Diğer ikisi Hüdavendigar ve Yıldırım Camileri) Bilinen 60 kadarında kanatlar ortadan aşağıya kademelenmektedir. Hala mevcut kemer başlangıçlarından anlaşılacağı üzere, bu camii planı da 5 kemerli bir son cemaat yeri içerir şekilde tasarlanmış ise de, bu kısım tamamlanamamıştır. son cemaat yeri pencerelerinin söğelerinden birinde yarım kalmış bir kitabenin mevcudiyeti, bu camiinin son cemaat yerinin tamamlanamadığını göstermektedir. Bu mabedin planı da Yıldırım Camii'ninkine benzer. Bu camide de sultana mahsus mahfil, maiyeti için yapılmış odalar, bütün camiye hakim olmak üzere, cümle kapısının üst tarafına, iki kat olarak, inşaa edilmiştir. Yeşil Camii'nin şöhretini binanın her tarafını kaplayan zengin süslemeler sağlamaktadır. Bütün duvarlar takriben 2 m. yüksekliğine kadar 6 köşeli koyu yeşil, açık ve koyu mavi renkli çinilerle kaplıdır. Camiinin hariminde ve yanlarındaki eyvanlarda, mavi zemin üzerine beyaz renkte yazılmış, sure ve ayetlerle süslenmiş bir firiz dolaşmaktadır. Kıble tarafındaki yan odalar alçı ocaklar ve hücrelerle süslenmiştir. Merkezi kubbe maini şekillerle kareden daireye intikal eden bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Yan hücreler ise, istelaktitli trompların vucuda getirdiği mudalla kaideler üstüne yerleştirilmiş olan kubbelerle örtülmüştür.

Hünkar mahfilinin duvarları, mavi ve yeşil zemin üzerine, kabartma girift dallarla bezenmiş ve tavanı ise, çok zengin motiflerin oluşturduğu bir rozasla güzelliği tamamlanmıştır.

Yaklaşık 15 m. yüksekliğinde olan mihrap, aynı şekilde ve tamamen çiniden yapılmıştır. Mihrabın ortası 5 köşeli beyaz açık ve koyu mavi, siyah ve altın renkli çini kabartmalarından oluşmaktadır. Bu çinilerin renkleri Horasan'da Hargird medresesi ve Timur devrinin Meşhed, Herat ve Semerkand yapılarındakine benzemektedir. Aynı ekole mensup işçilerin her iki tarafta çalıştıkları süpheden varestedir. Çünkü mihraptaki kitabe bu hakikatin en güzel delilidir. Bundan anlaşılıyor ki, Timur çini imalathanelerinin Tebriz'de de bir şubesi vardı. Yaklaşık 20 yıl sonra hala yegane örnek olan Gök-Mescid'in çini süslemeleri de bu ekole mensup ustalar tarafından yapılmıştı.

Tekrar yapımıza dönelim. Büyük zengin tak kapıdan 2,30 metrlik dar ve karanlık bir dehlize girilir. Dehlizin gerisinde bir Bizans kalıntısından aktarılmış sütunlar ve başlıklarla genişletme işlemi yapılmıştır. Bu dehlizler iki yanda dirsekler yapıp, kanat odaların kapısına kadar gider. Bu giriş şekli caminin diğer kısımlarındaki canlılık ve göz alıcılık ile çelişir haldedir. Osmanılı mimarisindeki berraklık ve ferahlık yerine bir kilise narteksi havası vardır. Buradan etrafı çinili, fazla yüksek olmayan bir medhalden, merkez kubbesine varılır. 13 m. çapında ve 25 m. yüksekliğinde olan bu yere mihrab kubbesi güzel bir mermer kemerle bağlıdır. İki yanında iki yüksek eyvan ve gerisinde iki müezzin mahfili, üstünde bir mahfil daha vardır. Yan eyvanın iki merkezli sivri mermer kemerlerine mukabil, mihrap tarafındaki Bursa kemeridir. Üç mahfilin Bursa kemerleri çini kaplıdır.

Yeşil Camiinin çinilerinin en güzel kısımlarından birisi mihrabıdır. 6 m geniliğinde 10,67 m yüksekliğinde olan bu muhteşem mihrab yazısından tacına, istalaktitinden sütuncesine kadar bütün çini nevilerini nefsinde toplamıştır.

 

2.3.  I. Murat Camii

Çekirge semtindeki I. Murat Camii kimi kaynaklara göre (1366-1385) tarihleri arasında inşaa edilmiştir. Külliye cami, türbe, medrese, imaret, hamam ve çeşmelerden oluşur. Yapının plan ve dış cephe görünümüne bağlı olarak eski bir Bizans sarayı veya camiye çevrilmiş eski bir Bizans kilisesi olduğuna dair birtakım rivayetler yok değildir. Aslında cami ile medresenin birleştirilmesinden doğan özel tipte bir yapıdır.  XIV. asır sonunda yapılan bu binanın alt katı cami ve üst katı medrese olarak kullanılmıştır. Alt katı plan şeması bakımından bir zaviye özelliği gösterir. Orta Asya yapılarının bir özelliği olan dört eyvan şeması görülmektedir. Güneydeki eyvan dışarıya taşmış ve üzeri beşik tonozla örtülmüştür. Doğu ve batı eyvanlaının yanında güney tarafta birer kuzey tarafta ikişer tabhaneleri vardır. En kuzeyde ise beş bölümlü bir son cemaat yeri bulunur. Girişin iki yanındaki mekanlardan üst kata çıkılır. Ortada ana eyvan ve orta kubbe kalmak üzere onun etrafını çevreleyen U plan şeması görülmektedir. Alt kattaki mihrabın üzerine gelecek şekilde küçük bir oda oluştululmuş ve bu oda da doğu ve batıdaki hücrelerin önünden geçerek ince bir koridorla hücrelerin önüne bağlanmıştır. Yapı bu plan şeması ileTürk mimarisinde tek örnektir. Merkezi kubbe ile mihrap tarafındaki büyük tonoz, iki katı da örtmektedir. Yanlarda, birinci katın tonozları üstünde, ikinci katın odaları ve bunları birbirine bağlayan galeriler inşa olunmuştur. Cümle kapısının önündeki son cemaat yerine muadil, revaklı kısmın üstüne ikinci bir kat daha kurulmuştur ki, ayakları arasına sıralanan sütunların tuttuğu sivri kemerlerle çevrelenen bu galeri, binada Venedik saraylarını hatırlatan debdebeli ve ferah bir tesir yaratır. Birinci katı sınırlayan kornişe kadar kesme taş ve cephenin daha yukarı kısmı ise, tuğla hatıl sıraları ile değişen kesme taştan yapılmıştır. Üst kattaki Bizans sütun ve başlıkları eski kaplıca yakınlarında bulunan bir Bizans harabesinden buraya getirilmiştir. Binanın yan duvarlarında iki sıra pencere vardır.

 

Caminin iç kısmında , sivri kemerler yerine, daha yuvarlak kemerlerin etkisi hakim olup, merkezi kubbe cenahlarında her biri tonozla örtülmüş 9 odanın iç duvarlarına dayanmaktadır. Ortada alelade ve son asırda yenilenmiş bir şadırvan bulunur. Şadırvanın üstündeki kubbenin ortası önce açık iken, tamirlerden sonra kapatılmıştır. 16 dılı’lı bir kasnaktan kubbeye pandantiflerle geçilir. Bu kasnakta görülmekte olan 16 konsol taşının 1855 senesindeki depremde yıkılan eski kubbeye ait olduğu sanılmaktadır. O tarhite minarenin yeniden inşaası gerekmiştir. Üst katta, bütün binayı çevreleyen, tonozla örtülü koridorda medrese hücreleri sıralanmıştır. Mihrabın üst tarafındaki hücrenin penceresinden caminin içi görülmektedir. Merkezi kubbenin dayandığı duvarlara açılmış olan kemerler sayesinde, üst kattaki galeriye ışık verilebilmekte olduğu gibi, buradan da mabedin içi seyredilirdi. Ancak son asırda yapılan tamirler neticesinde bu kemerler kapatıldığından, odaların sıralandığı galeriler tamamen karanlık kalmıştır. Yuvarlak kemerli derin nişin dahiline konulmuş olan mihrabın üstü, Selçuk yapılarında kullanılmış kademevari Anadolu istelaktitleri ile süslenmiş, sağ ve soluna iki sütunca yerleştirilmiştir. Minare kuzeydoğu köşede çatıdan yükselir. Boya tezyinatı ise yenidir.

 

2.4. Yıldırım Camii

Yıldırım Bayezid Bursa'nın doğu tarafında kalan kendi adındaki camiyi muhteşem bir uslupla başlatmış, fakat inşaat Timur istilası yüzünden yrıda kaldığından, daha sonra Musa Çelebi tarafından tamamlanmıştır. Bu bina özellikle mermer işçiliği bakımından dikkat çekicidir. Devlet merkezinin değişmesinden sonra, bu mabed bakımsızlıktan harap olduğundan, Hammer, 1818'de kubbenin yerinde ahşap bir çatının mevcudiyetinden bahseder. 1855 depreminden sonra cami tekrar yapılarak, bugünkü halini almıştır. Ters T şeklindeki planı ile bu tip camilere örnek olmuştur. Bina profili sebebiyle yüksek ayaklara müstenit kubbeler ile örtülü, son cemaat yeri ile üstleri kubbe ve tonozlarla kapatılmış, değişik ebatlarda 8 salon ve hücreden oluşmaktadır. Orta kubbe güney tarafındaki kubbe ile tulani mihveri ve eyvanları örten kubbeler ile de, arzani mihveri teşkil etmektedir. Bu mihverlerin haricinde binanın köşelerinde, beşik tonoz ile örtülü 4 oda inşa edilmiştir. Bunlardan kıble cihetindekilerin duvarları, dolaplar ve ocaklar ile süslenmiştir. Kare plandan kubbeye geçiş, bina merkezinde tromplar ile, kıble tarafında ise, bir maini kasnak ile temin edilmiştir. Bu kubbelerin restorasyonu sırasında eski şeklin muhafaza edilip edilmediği tesbit olunamıyor. Cenahlara tesadüf eden eyvanlarda, duvarlardan kubbelere geçilirken, kasnak bir kaç müsellese ayrılmış, tromplar kullanılmıştır.

 

2.5. II. Murat Camii

II. Murat 1447'de selefinin yaptırdığı cami tipinde bir mabed inşaa ettirmiştir. Bu binada yalnız ters T şeklinde bir plan kullanılmış olup, köşelerdeki odalara bu plan tatbik edilmemiştir. Bu şekil Edirne'de tekrarlanmış ve yine Hamza Bey camiine de esas teşkil etmiştir. Bu caminin de kubbe ve minaresi, 1855 depreminden sonra yeniden inşa edilmiştir. Bursa'da genellikle duvarlar taş ve tuğla tabakalar halinde değişmektedir. Beş kemerli son cemaat yeri binanın cephesini kaplamaktadır. Kare plandan kubbeye geçiş maini türk kasnağı ve yine aynı şeklin bir devamı olan pandantiflerle sağlanmıştır. Maini şekillerle süslü kasnakta sekiz pencere açılmış olup, bunların dördü köşelere tesadüf etmektedir. Kıble cihetindeki sahın, merkezi kubbenin örttüğü kısımdan muntazam bir kemerle ayrılmıştır. Duvarlar da çiniler ile kaplıdır. Bu caminin çinileri, Yeşil Camii'ndeki emsali kadar zengin değilse de, yeni örnekler ve tekniğin ilerlemesi dolayısıyla, sanat ve tekamül bakımından daha önemlidir. Son cemaat yerinin cephesi ve kemerlerin aralarında teşekkül eden müsellesi kısımlar tuğladan hendesi şekillerle süslenmiş olup, bu tezyinat  yönünden de mühimdir. Bu şekiller İlhanlılar zamanında İran'da yapılan Türk binalarında rastlanan ve Türklerin, kumaş ve halı sanatları dolayısıyla, zaten malumu bulunan hendesi örgüleri göstermektedir. Dekorasyonda bu temayül koyu bir çini zemin üzerine beyaz hatlar şeklinde yansır.

 

2.6. Orhan Camii

Ters T planlı ilk caminin bu olduğu kuvvetle muhtemeldir. Bu caminin daha sonra yeniden tamir edildiği ve planının değiştiği sanılmakta ise de, yapılan işlem planın eski izlerini tamamen silmemiştir. Cami kapı üzerindeki kitabesine göre Orhan Gazi tarafından 1339 yılında külliye olarak yaptırılmıştır. Külliye, cami, imaret, han (Emir Hanı) ve hamamdan oluşur. İmareti günümüze kalmamıştır. Karamanoğulları'nın Bursa'yı kuşatması sırasında cami yakılmış, fakat Çelebi Mehmet döneminde baş vezir olan Bayezid Paşa'nın idaresinde 1417'de yenilenerek tamir görmüştür. Ayrıca cami daha sonra büyük bir zelzele sonucunda büyük ölçüde harap olmuş ve sonradan bir kaç defa daha tamir edilmiştir. Reşit Paşa'nın onarımı sırasında daha önce bulunamamış olan doğu kapısı bulunarak açılmıştır (1904). Zaviye planlı bir yapıdır. Beş bölümlü bir son cemaat yeri içermektedir. Son cemaat yerindeki kemer alınlıklardaki tuğla süslemeleri dikkat çekicidir.

Orhan Cami bugün kapalı ve gömülü bir halde kalmıştır. Caminin doğu tarafı kısmen sokaktan aşağıda kalır. Güneyindeki ana cadde ise üç metrelik bir set duvarıyla camiyi içine alır. Batı tarafında da Koza Hanı'yla arada bir dar geçit vardır. Kapı önündeki şadırvan avlusu bu caminin bahçesi alınarak yapılan, Koza Hanı'nın doğu kolu tarafından kesildiğinden oldukça ufaktır.

Üç eyvanlı planın ilk uygulandığı cami budur. Bu şema, Osmanlılardan önce her çeşit binaya uygulanmıştır. Fakat bunlar daha çok açık avlular etrafında toplanıyordu. Selçuklu Devlet'nin sonzamanlarında ise, medrese binalarında bu avlular bir kubbe ile örtülmüş, ona mukabil de yan eyvanların yerine danişment hücreleri yerleştirilmiştir. Orhan Camii'nde kapalı medreseleden medhal kubbesi açık olanlardan eyvan alınarak yeni bir terkib yapılmıştır. Üstelik güney eyvanı tonoz yerine kubbe ile örtülüp caminin önüne de kendine has yeni bir unsur revak ilave edilmiştir. Dar avlunun taş döşeli kaldırımından revakın orta kemerinden geçilip medhale doğru gidilir. Revak ayakları yığma kesme taştan yapılmış olup caminin başka hiçbir yerinde kesme taş kullanılmamıştır. Orta kemer özengisi diğerlerinden daha yüksek tutulmuştur. Revak kemerleri ya sade tuğladan veya üç tuğla bir taşla yapılmıştır. Revakın kaide duvarının yağmur sularını ileriye atmak için daha önceden meyilli bir eteği vardı. İşte Orhan Camii'nin genel unsurları bunlardır.

 

2.7. Diğer Camiler

Bursa'da ters T tipindeki camilerden başka planda olan ve III. Selim zamanında baştan başa esaslı bir tamir gören Emir Sultan Camii bulunmaktadır. Bu cami Bursa'da tam bir istisna teşkil etmektedir. Ahşap sütunlar üzerinde sık sivri kemerli revaklarla çevrili şadırvan avlusunun kıble cihetine cami ve mukabiline 8 köşeli bir türbe ilave olunmuştur. Caminin dört duvarlarından kubbeye geçiş, alelade tromp ve pandantiflerle sağlanmış ve mihrap ahşaptan yapılmıştır. Buna mukabil İpek Hanı mescidi, Anadolu hanlarının mescidleri grubuna dahildir. 8 köşeli ve iki katlı olan mescidin alt katında, şadırvana benzer bir havuz bulunur. Üstündeki mescidin merkezde bir ve yanlarda sekiz ayaktan ibaret dokuz isninatgahı vardır. Merkezi ayak, cepheleri süsleyen kemerlere doğru, yıldızvari bir tonozla bağlanmakata ve böylece mescidin kargir döşemesi oluşmaktadır. Bu mescide dışarıdan bir merdivenle çıkılır. Binanın üstü kurşun örtülü mahruti bir çatı ile kaplıdır. Buna benzer bir bina Konya civerında eski Sultan Hanı'nda bulunmaktadır. Pavyon şeklinde yapılan mescidlere, Selçuklular zamanından beri, birçok anadolu hanlarında rastlanmaktadır.

Bursa'da devlet erkanı tarafından inşa edilen cami ve medreselerin orijinal olanları da çoktur. Bilhassa Demirtaş Paşa'nın camii önündeki şadırvanı, İpek Hanı'nda görülen havuz kadar tipik olup, dikkat çekicidir. Bu şadırvamım üstüne tuğladan güzel ve mütenasip bir minare inşa edilmiştir. Şadırvanın üstünü örten revaklar ile minareyi tutan ayaklar Yıldırım Camii’nin son cemaat yeri kemerlerini andırır.

 

III. Bursa Türbeleri

 

3.1. Yeşil Türbe

Bursa’da mevcut bulunan türbelerin belkide en dikkat çekici olanı, Yeşil Camii’nin yanında bulunan ve 1421 tarihinde I. Mehmet’in ölüm yılında inşa edilmiş olan Yeşil Türbe’dir. Bu türbe 8 köşeli bir bina olup, dıştan yüksek kasnağı ve sivri kubbesi görülür. Alt pencerelerin söğeleri dar, kıvrık dal ve çiçek motifleri ile süslenmiş olan çinilerle kaplıdır. Her pencerenin üstünde sivri kemerleri ve çiçek helezonları ile kaplanmış çini alınlıkları lacivert zemin üzerine mavi kenarlı ve beyaz renkli yazıları da havidir. Cümle kapısı önüne inşa edilmiş olan revak 1855 depreminde yıkılmıştır. Buna mukabil kirişin iki yanındaki nişler, Selçuklu mabedlerinden intikal eden hatıralardır. Eskiden tamamen çiniden yapılmış olan sivri kemer ise, mimar Peville tarafından, mermer olarak yenilenmiştir. Cümle kapısının oluşturduğu hücre maini şekillerindeki çıkıntılara oturtulan dilimli ve sivri bir kemerle sonlanır. Alt tarafında iki mermer pekye vardır. Kapı hücresinin mühim bir kısmı yukarıya kadar çini ile kaplıdır. Ahşap kapılar boyu zemin üzerine açık malzeme ile hendesi girift tezyinatla süslenmiş olup, kitabesine göre, Ahmet Tebrizi tarafından imal edilmiştir. İç duvarlar 3 m. yüksekliğine kadar koyu yeşil yaldızlı rozaslar ile canlandırılmış çiniler ile kaplıdır. Bunun üstünde duvar yine çiniden koyu mavi sivri beyzi madalyonlarla süslüdür. Mavi çinilerle örtülü 8 köşeli bir kademe üstünde, I. Mehmet ve ailesinin kısmen alçı, kısmen çini ile örtülü lahitleri bulunmaktadır.

Bu kadar ön bilgiden sonra şimdi de yapı hakkında biraz detaya girelim. Türbe 1421 tarihinde yapılmıştır. Mimarı Vezir Hacı İvaz'dır. Kapı kanatlarının oymasını Tebrizli Ahmet oğlu Hacı Ali, kalem işlerini nakkaş Ali bin İlyas Ali, çini süslemelerini Çinici Mehmet Mecnun gerçekleşmiştir. Türbe Çelebi Mehmet'in ölümünden 40 gün önce bitirilmiştir. 1682, 1769, 1864, 1907, 1945 ve 1947 yıllarında tamir görmüştür. Türbede Çelebi Mehmet, kızı Selçuk Hatun, Ayşe Hatun, Hafsa Hatun, dayısı oğulları Mustafa, Mahmut ve Yusuf yatmaktadır. Türbe çok renkli sır ve sır altı teknikli çinileriyle ünlüdür. Özellikle mihrabı çok itina ile yapılmıştır. Yapı sekizgen planlı, üzeri 15m çapınkaki kubbeyle örtülüdür. Kubbeye prizmatik Türk üçgen kuşağı ile geçilir. Kuzeyindeki giriş eyvanımsı bir şekilde çıkıntı yapar. Türbe, Selçuklu türbeleri gibi esas mezar odasına sahiptir.

Caminin 55 m kadar güneyinde, yüksek bir tümsekte kurulmuştur. Caminin ismi için bir sebep aranır ama, bu yapının ismi üzerinde yazılıdır. Yüzlerinin çoğu yeşile çalan bir çini ile kaplıdır. Halkımız tam yeşil olmasa da bu renk perdesine yeşil ismini uygun görmüştür. Cami ile birlikte bu türbe Bursa'nın doğu tarafına damgasını vuran eserlerdir. Bu türbeyi Horasan ve Azerbaycan'dakilerin, Delhi, Ağra veya Kahire'dekilerin ebadıyla mukayese etmek hatalı olur. Zira onların çoğu karşılaştırma harici büyük türbelerdir ve içinde yatanların kendileri için yaptırdıkları hatıra ve övünme abideleridir. Bunların birçoğu aslında içinde yatanların şahıslarına hürmet nedeniyle sonradan hususi maksatlarla odukça gösterişli olarak tasarlanmış ve çok sonraları tadilat ile daha da genişletilmişlerdir. Aslında bu içinde yatan insanların nefisleri için asla istemeyecekleri bir tutumdur.

Bu bakımdan Yeşil Türbe olsa olsa Osmanlı ve Selçuklu türbeleriyle mukayese edilebilir. O zaman görülecektir ki, bu yapı Osmanlı padişahlarının büyüklükleriyle çelişen tevazularına uygun düşmemektedir. Kanuni türbesi haricen 17m. dahilen 13m.’lik daireler içinde ve yüksekliği 18 m.’dir. Diğer padişah türbelerinin ölçüleri de oldukça alçakgönüllü ebadlara sahiptir ki bu çok önemli ve vurgulanması gereken bir Osmanlı geleneğidir. Yeşil Türbe'de  belirli haklı sebeplerle bu geleneğin dışına çıkılmıştır. Büyük bir çöküntü devresinin izlerini silmek amacıyla, Fetret'in geçtiğini ve eskisinden daha parlak eserlerin de yapılabileceğini göstermek içindir ki, türbe bu kadar gösterişli tasarlanmış ve geleneksel Osmanlı tevazuu o devir için bir kereliğine mahsus, terkedilmiştir.

 

3.2. Yıldırım Bayezit Türbesi

Türbe 10,5 m lik bir kare ile kubbeli bir üçlü revaktan ibarettir. Görünüşe nazaran, revaklı ilk türbe budur. Duvarlar oldukça basıktır ve köşelere, sivri kemerli birbirini kesen tonoz alikalar konarak sekiz köşeye geçilmiş, üstüne zengin bir müsellesli kuşak dolaştırılmıştır. Tonoz köşeliklerin her birinde ikişer, sağ sol ortalarda birer pencere vardır. Yalnız şark tarafında bir pencere noksan olup dıştan duvarda bir ekleme izi olmadığına göre, bu şekilde yapıldığını düşünmek doğru olur. Bu suretle dokuz adet pencere kalmaktadır. Pencereler ayrı iken son tamirde o zamanın modasına uyarak Ulu Cami'dekiler gibi açılmıştır. Mihrab bir yuvarlaklıktan ibarettir.

Revak harimden daha yüksektir. Bu suretle türbenin basıklığı giderilmiştir. Yoksa bina olduça alçak kalmaktadır. Üçlü revakın köşe ayakları yağma mermerden, ortalarındaki yekpare sütunlar, son derece güzel cilalanmış müstesna renkli bir taştandır. Bu kadar güzel cilaya bakarak bazıları bunun son asırda yapıldığını sanmaktadırlar. Oysa eski olduğu resimlerle de belgelenmiştir. Orta direkler yüksek dört köşe takoz üstündedir. Kapı beyaz mermerden yapılmıştır. İstalaktitli yastıklara oturan 50 sm derinliğnde bir tak kemerin altında, basık kemerli asıl kapı bulunmaktadır. Büyük kemer taşları bir atlayarak renki kullanılmıştır. İçinde kenarları sarkmalı mir besleme kemer daha vardır; onun altında da, kabartma püsküllü bir süs bulunmaktadır. Revak pencereleri memeli bir kemer ve bir çökertme içindedir. Bunlardaki kalem süslemesi yenidir.

Bina duvarları iki sıra tuğla taşla işlenmiştir. Yalnız revak altında, eski bir yapıdan alındığı izlenimini veren büyük mermer taşlarla kaplama yapılmıştır. Yan pencerelerin kemerleri açılmış ve topuzlu parmaklıklar yerine adi demir konmuştur. Türbenin hemen batısında dik bir kaldırımın bulunması sebebiyle türbe alçakta kalmaktadır. Türbenin kitabesi ise güzel bir sülüsle yazılmış olup  esas metin üç satır üstüne arapça 60*120 ebadındadır.

 

3.3. Orhan Gazi Türbesi

Orhan Gazi  eski Sainte Elie manastır veya kilisesinin bir kısmında yatmaktadır. Şimdiki bina 1863’de Sultan Abdülaziz tarafından inşa edilmiştir. 16,80*16,80 ebadında ve duvar kalınlığı 1,30 olan binada, eski manastırdan yalnız, yer yer, zemin mozayikleri kalmıştır. Binanın diğer kısımlarının ise eskisiyle bir alakası olduğuna dair en ufak bir işaret yoktur. Bu türbe Osman gazi’ninkinden tamamen ayrı idi, hatta mütevelleri bile başka başka bulunuyordu. Bina bütün devirler boyunca tamirat görmüştür.

Bugünkü Orhan Türbesi yeni baştan yapılmış, Osma Gazi türbesi de “küçük kilise’nin evsafına muvafık ebadına yakın olarak ihya olunmuştur. Türbelere verilen bu şekil ve abdın asıllara sadakat arzusundan doğduğunu söylemeye gerek yoktur.

Türbenin kapısı güneydedir. Orhan Gazi muhteşem bir sandukada yatar. Etrafında pirinçten dökme parmaklık vardır. Sağında Cem Sultan’ın oğlu Şehzade Korkut, kapıya yakın zevcesi Nilüfer Hatun, oğlu Kasım Bey, kızı Fatma Sultan, Yıldırım’ın oğlu Musa çelebi ve kim oldukları belirlenememiş 14 kişi daha yatmaktadır. Türbenin yeni inşasına ait bir kitabe yoksa da Osman Gazi’ninki gibi 1863’de yapıldığı şüphesizdir.

 

3.4. Osman Gazi Türbesi

Osman Gazi Sainte Elie veya Sainte Jean veya Davul denilen izleri günümüze intikal etmemiş olan bir manastırın belki de vaftizhanesi işlevini gören Gümüşlü Kümbet'e gömülmüştür. Asıl şehir o zamanlar henüz kale içindeydi. Türbe,  Orhan gazi Türbesi’nin 15 metre batısındadır. Gümüşlü Kümbet’in Orhan Gazi tarafından açıldığı, babasının mübarek naaşının onun tarafından getirildiği ve vakfı onun kurduğu kesindir. Türbe zaman zaman tamir edilmiştir. Türbenin yer aldığı Hisar bölgesinde arazinin çok dar olması sebebiyle, her karışa bir bina yapıldığı malumdur. Bu türbeye hemen bitişik bir bina yapılıp buraya hizmet edenlerin defnedildiği ve yan tarafındaki evlere geçebilmek için hüddam türbesinden bir miktar yerin yıkılmasına muvafakat edildiği Nisan 1581 trihli sicilde anlaşılmaktadır.

Bugünkü bina sekiz köşeli olmakla beraber eskisinden daha büyüktür. Sekiz köşeyi çevreleyen dairenin çapı 11,25’dir. Duvarların kalınlığı 1,55 m.’dir. Türbede Osman Gazi sedefli ve fevkalade bir düzen ile muhat sandukasında yatmakta, solunda oğlu Alaüddin Bey, sağında Orhan Gazi ve Aspurça Hatun’un oğlu İbrahim Bey, Alaüddin Bey’in yanında Hüdavendigar’ın oğlu Saveci Bey yatmaktadır. Geriye kalan 12 kabrin kime ait olduğu bilinmemektedir. Türbenin doğu tarafında Horasan Erenleri’nin yazısız mezar taşları vardır. Cenüb yüzünde ve yola karşı tarafta da obeliskvari bir mermer sütunda arap alfabesiyle oldukça düşündürücü olan şu cümleler yazılıdır :

“Burada yatan askerlerin şehit düştükleri muharebe öyle muazzam bir zaferle nihayet bulmuştur ki neticesinde Bursa ikinci defa fethedilmiş ve kadim Osmanlı Hükümeti nihayet bularak yerine hükümet-i cumhuriyetimiz teessüs etmiştir. Bu şehitler bu eserlerin abide-i mefharetidir. Mukaddes ruhlarına Fatiha”.

Ne yazık ki bu direk Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Gazi’ye kurduğu devletin yıkıldığını iftiharla ilan edercesine dikilmişe benziyor.

 

3.5.   I. Murat Türbesi

I. Murat Camii’nin kuzeybatı köşesinin hizasından başlar. Bir devirde tahkim için yapılan payendeler dışında ilk yapıdan geriye bir eser kanlamıştır. Bu üç payende bugünkü duvarların harici yüzleriyle bir hizada olduğundan, eski kuzey cephesinin bu uzunlukta olduğu anlaşılmaktadır. İç ve dıştan bir kare olan yapının da tamamen eski temellere dayandığı yine bu yüzden ortaya çıkmaktadır. İçerideki sekiz direğin teşkil ettiği dört köşenin uzunlukları eşit olmayıp bir kenar diğerinden 70 sm farklıdır. Kubbe bu yüzden hafifçe ovaldir. Ayrıca kuzey koridoru ile güney koridoru arasında 23sm fark vardır. Tam mihverde olan kapı ve karşısındaki pencere ile, orta direk bir hat üzereinde değildir. Türbenin bir mihrabı varsa da kıble yönü camininkinden münharifdir. Sanduklar eğimli konduğundan kıble yönüne uymaktadırlar. Türbenin çevre duvarı kapısının üstünde bir demir çerçeveye yerleştirilmiş mermer üstünde bir tamir kitabesi vardır. Türbede 8 kabir bulunmaktadır. pirinç  parmaklık içindeki sanduka büyük Gazi Hüdavebdigar'ındır. Bir tarafında bir torunu, Süleyman Çelebi, obür tarafında Yılıdırım'ın küçükken ölen diğer oğlu Musa Çelebi yeralır. Pencerenin yanında Hüdavendigar'ın oğlu Yakup Çelebi, ileride Süleyman Çelebi'nin oğlu Orhan ve 1504 de Kefe valisi iken vefat eden II.Sultan Bayezid'in oğlu Şehzade Mehmet gömülüdür.

 

3.6.  II. Murat Türbesi  ve çevresi

Bursa'da ikamet etmiş olan son hükümdar ile ailesinin ve bir kaç şehzadenin türbeleri bu hükümdarın cami etrafında eski çınar ağaçları arasında, ayrı bir grup halinde, İslam dünyasının en asude mezarlıklarından birini teşkil etmektedir. 4, 6 ve 8 köşeli planlar üzerine tesis edilmiş olan bu türbeler 11 tanedir. Dış duvarları kefeki taş ve tuğla tabakaları ile işlenmiştir. Bu grubun en eski yapısı, II. Murat ve ailesi efradının yattığı, sade şekilli türbedir. 4 ayağa ve aralarındaki direklere istinat eden kubbenin örtttüğü kare planlı bina, Orhan ve I. Murat türbelerinin tipini andırıyor. Ayaklar arasındaki sütunlar da Bizans eserlerinden alınmış ve bazen başlık ve bazen de kaide olarak kullanılmış sütun başlıkları görülür. İçinde oğullarından dördünün yattığı yandaki türbeyi esas binadan ayıran duvar bitişik sivri kemerleri taşıyan bir Bizans sütunu ve başlığı vardır. Her iki türbede de duvarlardan dairevi kubbe kasnağına basit istelaktitler ve tromplar ile geçilmiştir. II. Murat türbesinin saçağı eski olup, hendesi ve yıldız şekilleri ile süslenmiştir. Diğer türbeler hep II. Murat zamanından sonraya aittir. Fatih'in ve Kanuni Süleyman'ın oğullarına ait türbeler, II. Murat türbesinin yanına inşa edilmişlerdir. Bu türbelerin 8 köşeli planları vardır. Fatih'in oğlu Mustafa'nın türbesinin önünde mermer bir revak bulunur. Duvarların iç tarafında iki sıra sivri kemer resmedilmiştir ki bu üstteki kemerlerin arasında kubbeyi tutan pandantifler görülür. Duvarlar 2,5 m yüksekliğine kadar, 6 köşeli lacivert ve türk mavisi çiniler ile kaplıdır. Bunlar bir örneğe göre dizilmişlerdir. Beyaz bir zemin üzerine açık mavi dalsıklardan bir şerit bu çini kaplamanın kennarını kuşatmaktadır. Koyu mavi zemin üzerine beyaz harfler ile çiniden bir yazı frizi üst kısmı sınırlandırır. Lahitler mermer kaplamaları ile, emsalinden daha kıymetlidir.

Kanuni'nin oğlu  Mustafa'nın türbesi dahilen 3 m. yükseklikte, beyaz zemin üzerine, kıvrık dallala yapılmış bir şeritle çerçevelenmiş olup, üst kısmına yazı firizi kaplanmıştır. Bu gruptan biraz uzakta Fatih'in oğlu şehzade Cem'in 6 köşeli açık ve koyu mavi çinilerden müteşekkil bir alt firiz ve dilimli kemer şekilleri ile meydana gelen zarif süslemesi, yeni yapılan boya tamirleri yüzünden bozulmuştur. Diğer türbeler ve Hamza Bey Camii yanındaki 8 köşeli türbe birbirine benzerler ve daha önce anlatılanlardan daha basit örneklerdir. I. Selim'in zevcelerinden biri olan Hacer Sultan türbesi daha önceki devirlerin üslup farikalarını taşıyan ve kapısı önünde revakı bulunan Bizans'tan kalma sütunlarla yapılmış bir eserdir.

Türbe binasının Sultan Murat Gazi'nin vefatından sonra yapıldığı kesindir. Türbenin kitabesinde vefat tarihi yazılı olması ve büyük sultanın vasiyeti doğrultusunda inşaa edilmiş olaması bunu kanıtlar. Türbe 13,45*13,45 edadında bir kare şeklindedir. Tam ortada 7 m.lik bir kare dört köşe ayağı 4 orta mermer sütunu ile ayrılmış, vasiyete uygun olarak etrafı jafızların okuması için 3,24 lük bir dehlizle sarılmıştır. İçeride hiç bir gözalıcı süsleme yoktur ve yine vasiyet uyarınca Sultan Murat türbede tek başına yatmaktadır.

Sultan Murat lahdinin üstü toprak, tepesi yağmur girecek şekilde açıktır. Orta kubbe sekiz köşe kaide üstündedir. Köşelikler mutakaatı tonoz içinde 4 sıra yaprakla yapılmıştır. Otrta direklerin dördünün başlığı ve üçünün kaidesi korintiyen bizans başlıklarıdır. gergiler 15*20 sm ebadında ahşaptır. Mihrap bir dilimli hücreden ibarettir.

Türbe iki sıra tuğla bir kesme taşla inşaa edilmiştir. Kasnakta tuğla sırası üçtür. Büyük türbenin kapısı mermerden yapılmış ufak bir eyvan ve kemer içindedir. Saçak yine nefis bir şekilde caminin eski müezzin mahfilinin tavanına çok benzer. Türbenin kapısı Fatih devrinde çok rastlanan geçmeleri şaşırtmalı çubuklardan yapılmış, ortalarına üç tabla konmuştur. serenlerde renkli kakma mir müstesna süsleme mevcuttur.

Kitabeden Sultan murat'ın hicri 855 senesi Muharreminin ilk Çarşamba günü kuşluk vaktinde vefat ettiği anlaşılmaktadır ve bu da 1451 yılı Şubat ayına rastlamaktadır. Binanın inşaa tarihi gösterilmemiş fakat Fatih Sultan Mehmet ulu babası için bir evladın söyleyebileceği en samimi hürmet ifadelerini kitabında toplamıştır.

 

Aşağıda,  Erken Osmanlı Dönemi’nde Bursa’da inşaa edilmiş olan bilinen tüm camilerin ve türbelerin devirlere göre ayrılmış bir listesini sunuyoruz.

 

Osman Gazi Dönemi

      1.  Balanbancık Hisarı

      2.  Gazi Ak Timur Hisarı

 

Orhan Gazi Dönemi

Alaüddin Bey (Paşa) Camii

Alaüddin Bey Mescidi

Çoban Bey Mescidi

Gazi Ak Timur Mescidi

Ahmed Bey Mescidi

Lala Þahin Paþa Mescidi

Kale içinde Orhan Gazi Camii

Orhan Camii

Süleyman Paþa Mescidi

Çoban Paþa Türbesi

Sultan Orhan Türbesi

 Osman Gazi Türbesi

 

I. Murat Dönemi

Hacı Evrenuz Mescidi

Hayrüaddin Paşa Mescidi

Hızırlık Camii

Hüdavendigar Camii

İzzüddin Camii

Kavaklı Camii

Koca Naib Camii

Şehadet Camii

Yerkapı Mescidi

Hüdavendigar Türbesi

 

Yıldırım Bayezid Dönemi

Ali Paşa Camii

Demirtaş Cami

Doğan Bey Mescidi

Ebu İshak Mescidi

Ertuğrul Camii

Gazi Demirtaş Mescidi

Molla Ferani Camii

Somuncu Baba Camii

Ulu Camii

Yahşi Bey Medresesi

Yıldırım Bayezid Camii

Demirtaş Gazii Türbesi

Demirtaş Paşa Kabri

Ertuğrul Kabri

Gülçiçek Hatun Türbesi

Yahşi Bey Türbesi

Yıldırım Bayezid Han Türbesi

 

I.Mehmet (Çelebi Mehmet) Dönemi

Bayezid Paşa Mescidi

Çandarlı İbrahim Paşa Camii

Daye Hatun Mescidi

İbni Bezzaz Camii

İshak Şah Mescidi

Şeker Hoca Camii

Yeşil Camii

Yeşil Medrese

Yeşil İmareti

Yeşil Türbe

Yeşil Hanı

Bayezid Paşa Medresesi

Bayezid Paşa Türbesi

Devlet Hatun Türbesi

Süleyman Çelebi Kabri

 

II: Murat Dönemi

Abdül Mehmed Camii

Abdül Mehmed Türbesi

Abdül Mehmed zaviyesi

At Pazarı Mescidi

Bedrüddin Mescidi

Emir Sultan Camii

Emir Sultan Türbesi

Fazlullah Paşa Mescidi

Fazlullah Paşa Medresesi

Hacı İvaz Paşa Medresesi

Hacı İvaz Paşa Mektebi

Hoca Ali Camii

Hoca İlyas Mescidi

Hoca Tayyib Camii

İsa Bey Medresesi

İsa Bey Mektebi

İsa Bey İmareti

Kadem Eri Mescidi

Koca Hasan Paşa Mescidi, Medrese ve Mektebi

Mesud Makramevi Mescidi

Muradiye Camii

Muradiye Medresesi

Muradiye İmareti

Muradiye Türbesi

Hatuniye Türbesi

Hatuniye Mektebi

Nakkaş Ali Mescidi

Nalbantoğlu Camii

Namazgah

Oruç Bey Mescidi

Reyhan Mescidi

Selçuk Hatun Mescidi

Seyyid Nasır Mescid ve Zaviyesi

Şehre Küsdü Mescidi

Şehre Küsdü Zaviyesi

Pars Bey Türbesi

Şerefüddin Paşa Camii

Şerefüddin Paşa Mezarı

Nalbur Hanı

Şeşh Paşa Mescidi

Umur Bey Mescidi Camii

Umur Bey Türbesi

Umur Bey Hamamı

Veled-i Yariç Mescidi ve Mezarı

yiğid Kühre Mescidi

İbni Yiğid Kabri

Zeyniler Camii

Abdüllatif-i Kudsi Türbesi

Abdüllatif Efendi Zaviyesi

Filboz Mezarı

Hacı İvaz Paşa Kabri

Ahi Çelebi Kabri

Hacı İvaz bin Hacı Arslan Kabri

 

Fatih Dönemi

Acem Reis Mescidi

Ahmet Bey Mescidi

Ahmet Dai Mescidi

Altıparmak Mescidi

Azeb Bey Mescidi

Azeb Bey Türbesi

Bahadır Ağa Mescidi

Başçı İbrahim Camii

Başçı İbrahim Zaviyesi

Davut Paşa Mescidi

Duhter-i Şeref Mescidi

Düsturhan Camii, Türbesi, Zaviyesi

Elvan Bey Mescidi

Fenari Ahmet Paşa Camii ve Zaviyesi

Hacı Baba Mescidi

Haki Mescidi

Hacı Hamza Mescidi

Hacı Sevinç Mescidi

Hacı Seyfuddin Mescidi

Hatice Hatun Mescidi

Hamza Bey Camii

Hoca taşgın Mescidi

Hoşkadem Mescidi

İlahi Ahmet Efendi Mescidi

Kara Abdürrezzak Mescidi, Türbesi

Kara Kadi Mescidi ve Zaviyesi

Kaygan Camii

Kefen Süzen Mescidi

Mahmut Paşa Mescidi

Meydanek Mescidi

Molla Yeğan Mescidi

Şah Fakiyh Mescidi

Sitti Hatun Mescidi

Tekye Mescidi

Tuz Pazarı Camii

Veled-i Enbiya Mescidi

Veled-i Habib Mescidi

Veled-i Harir Mescidi

Veli Şemsüddin Mescidi

Bahadır Bey Kabri

Düturhan Kabri

Ebe Hatun Türbesi

Gülşah Hatun Türbesi

Hamza Bey Türbesi

Hamza Bey Zevceleri Türbesi

Koca Mustafa Paşa Türbesi

Karışdıran Süleyman Bey Türbesi

Mehmed bin Seyyid Ali Türbesi

Molla Hayali Kabri

Molla Hüsrev Kabri

Molla Yegan Kabri

Muslihuddin Efendi Kabri

Şehzade Sultan Mustaf ve Sultan Cem Türbesi

Veli Şemsüddin Kabri